Teklif Alın

Makale

Açık Bırakılan Kapıda Hırsız Beklemek

SGK’nın “Vesvese” Yerine “Kilit” Çözümüne İhtiyacı Var

Sayıştay’ın uyarısı haklı; peki çözüm, denetmenin önüne binlerce dosya yığmaktan mı geçiyor?

Diyelim ki bir şantiyede iş bitti: Bina teslim edildi, geçici kabul yapıldı, vinçler söküldü, kamyonlar birer birer şantiyeden ayrıldı. Geriye sadece kapıdaki kulübede çayını demleyen, adına Ramazan Amca dediğimiz bir bekçi kaldı. İnşaat bitmiş olsa da bir şantiyenin hayatı hemen sona ermez; güvenlik, temizlik, garanti işleri ve muhafaza çoğu zaman sürer. Çünkü biten şey yapının kendisidir, ona bakma ihtiyacı değil. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) da bu gerçeği biliyor; nitekim 24.09.2026 tarihinde yayımladığı “İş Bitim Tarihinden Sonra Yapılan Bildirimler” konulu Genel Yazısında bu durumun olağan olduğunu bizzat kabul ediyor.

Ama aynı Genel Yazı, iş bitiminden sonra bildirim yapılmasını bütünüyle olağandışı bir durum olarak da görmüyor. Buna rağmen, “ihbar, şüphe veya şikâyet olmasa dahi” altıncı aydan itibaren dosyaların otomatik olarak denetime sevk edilmesini öngörüyor. Bir başka ifadeyle, işin bitmiş olmasıyla şantiyedeki hayatın sona ermediğini kabul eden idare, belirli bir süre geçtikten sonra aynı bildirimi ayrıca bir denetim sebebi sayıyor.

▌GENEL YAZI NE DIYOR?

İş, Genel Yazı’nın yayımından sonra bitmişse ve iş bitim tarihini takip eden altıncı ayın sonundan itibaren sigortalı bildirimi sürüyorsa, dosya ihbar, şüphe veya şikâyet olmasa dahi sosyal güvenlik denetmenleri servisine sevk edilecek.

 

Kamu idaresinde bazen, bir sorunu çözmek için atılan adım başka bir sorunu beraberinde getirebiliyor. Bu Genel Yazının arka planında aslında haklı bir Sayıştay bulgusu var. Denetim raporlarında, iş bitiminden aylar sonra bile sigortalı bildirimi yapılmaya devam edilmesinin ciddi bir sahte sigortalılık riski taşıdığı tespit edilmiş. SGK’nın bu riski ortadan kaldırmak istemesi elbette anlaşılabilir. Fakat mesele, bu amaca hangi yöntemle ulaşılmaya çalışıldığına gelince biraz değişiyor.

Kurum, düzenlemenin gerekçesini haksız menfaatin veya sahte sigortalılığın önlenmesinden ziyade, “ilgili hususun Sayıştay bulgusuna konu olmaması için” şeklinde açıklıyor. Böyle olunca, gerçek bir riski hedef alan düzenleme, sahadaki farklılıkları dikkate almadan belirli bir sürenin sonunda bütün dosyaları otomatik denetime götüren bir uygulamaya dönüşüyor.

Bu uygulamanın hukuki ve operasyonel altyapısına biraz yakından bakınca da mevzuatla örtüşmesi kolay olmayan bazı noktalar ortaya çıkıyor.

“Uygulama Birliği” Arayışı ve Unutulan 2020/39 Sayılı Genelge

Genel Yazı dikkatle incelendiğinde, metni kaleme alanların aslında nasıl bir mevzuat kopukluğu içinde oldukları fark edilebiliyor. Genel Yazı, Sosyal Güvenlik Denetmenleri Çalışma Talimatı’nın “2.2 Sahte Sigortalı Bildirimi ve Sahte İşyeri İncelemeleri” bölümüne atıf yaparak idarenin mevcut pratiğini açıkça belirtiyor: “Halihazırda bu dosyalar ihbar, şikâyet veya şüphe olması halinde denetime gönderilmektedir.”

Asıl çelişki tam da bu noktada başlıyor. Sahada bazı üniteler iş bitimi sonrasındaki bildirimleri “şüphe” kabul edip denetime sevk ederken, bazıları bu işlemi yapmıyor. Sayıştay da haklı olarak üniteler arası uygulama birliği talep ediyor. İdareden beklenen; hangi tür bildirimlerin “somut şüphe” sayılacağını standartlaştırmasıdır. Ancak idare, işi usulüne bağlamak yerine kestirme bir yolu seçerek dosyaları otomatik denetime bağlayan yeni bir süreç inşa ediyor.

Üstelik bu işlem yapılırken, 2020/39 sayılı Genelgenin temel prensipleri göz ardı ediliyor. Söz konusu Genelge oldukça nettir: İhbar ve şikâyet dışında salt “şüphe” üzerine denetim başlatılabilmesi için o şüphenin makul ve kabul edilebilir bir gerekçeye dayanması şarttır. İstisnasız her dosyayı kapsayan “6 ay” gibi kesin bir süre sınırı çizmek, bir şüphe değerlendirmesinden ziyade yepyeni bir bağlayıcı kural ihdas etmektir.

Şüpheyi dosyanın içeriği mi belirler, yoksa üzerine yapışan tarih mi?

Sigorta Primleri Genel Müdürü imzasıyla çıkan alt bir metnin, Kurum Başkanının onayladığı 2020/39 sayılı Genelgedeki “makul şüphe” kuralını esneterek “şüphe olmasa dahi” diyebilmesi, idare hukuku normları açısından yetki aşımı tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Zira alt norm, üst normu kaldıramaz.

SSİY 27 ve 112’nin Sahadaki Karşılığı

İşi sadece masa başından değerlendirenler için inşaat bitmişse işçi bildiriminin kesilmesi gerektiği fikri makul görünebilir. Elbette işin mahiyeti önemlidir. İnşaat bittikten sonra şantiyenin sökülmesi veya bekçilik hizmetleri devam ediyorsa, bu bildirimlerin mevcut geçici dosyadan değil, işin mahiyetine ve faaliyet koduna uygun yeni ve bağımsız bir işyeri dosyasından yapılması (SSİY m.27) esastır.

Bununla birlikte sosyal güvenlik mevzuatı bu durumu katı bir yasaklamayla ele almaz. SSİY 112/1. fıkrası belli bir esneklik sağlar: İşi biten dosyadan bildirim yapılmaya devam edilmişse, bu bildirimler asgari işçilikte dikkate alınmaz ama “aksine tespit yoksa iptali de yapılmaz.”

Sahada, özellikle ihale konusu işlerde, idarenin birtakım eksiklikler tespit ettiği geçici kabul süreçleri sıklıkla yaşanır. İşveren, ağır gecikme cezalarına maruz kalmamak için ihale makamının belirlediği resmi iş bitim tarihini kabul eder ama eksiklikleri gidermek için şantiyede fiilen işçi çalıştırmaya da devam eder. Burada bir sahtecilikten ziyade fiili bir işçilik ve tarihsel bir uyuşmazlık söz konusudur. Aksine somut bir tespit yokken Yönetmeliğin sağladığı bu esnekliği, uygulanabilirliği şüpheli ve katı bir denetim kuralına dönüştürmek, mevzuatın kendi içindeki uyumunu zedelemektedir.

İnceleme Kapsamındaki Kör Nokta ve Uygulama Boşlukları

Genel Yazıdaki tartışmaya açık bir diğer husus ise inceleme döneminin sınırlarında bulunuyor. Metin, “iş bitim tarihini takip eden altıncı aydan sonraki bildirimlerin” incelenmek üzere sevk edileceğini emrediyor. Öte yandan ilk 6 aylık dönemin durumu belirsizliğini koruyor. Bir işyerinde 7. ayda yapılan bildirim sahteyse, aynı kişilerin ilk 6 aydaki bildirimlerinin yasal ve geçerli olduğunu varsaymak hayatın olağan akışına pek uygun düşmüyor. İş yükü altında ezilen bir denetmen, dosyayı bir an önce sonuçlandırmak adına görev emrinin lafzına uyup sadece 6. aydan sonrasını incelediğinde, ilk 6 aydaki olası usulsüzlükler gözden kaçabilecektir. “Uygulama birliği” sağlamak adına yayımlanan bu yazı, sahada çok daha büyük uygulama boşluklarının ve farklılıklarının doğmasına zemin hazırlama riski taşımaktadır.

Çözüm: Hırsızı Denetlemek Yerine Kapıyı Kilitlemek (KKÇ Kilidi)

Ortada dosya bazlı somut bir şüphe yokken binlerce dosyanın otomatik denetime sevki, Sosyal Güvenlik Denetmenlerinin iş yükünü suni olarak artırarak denetim mekanizmasının işleyişini zorlaştıracaktır. Sürekli bir vesveseyle binlerce dosyayı denetmenlerin önüne yığmak yerine, kalıcı sistemsel önlemler almak daha rasyonel bir yaklaşımdır.

İşverenler ihale konusu işi veya özel bina inşaatını bitirdiklerinde, Kuruma bir dilekçe ile başvurarak işin bittiğini beyan eder ve ilişiksizlik belgesi talep ederler. Ünite tarafından gerekli araştırmalar yapılıp (borç bulunmaması halinde) bu belge verilene kadar geçen süreç kimi zaman ayları bulabilmektedir. İşin ilginç yanı, bir dosyaya ilişiksizlik belgesi tanzim edilmiş olsa bile, “iz” (kapanış) ve Kanun Kapsamından Çıkış (KKÇ) işlemleri tamamlanmadığı müddetçe o işyeri dosyasından Kuruma sigortalı bildirimi yapılabilmektedir.

İşte tam bu noktada, idare aylarca sürebilecek bu ağır bürokratik kapanış sürecini beklememelidir. İşverenin iş bitim dilekçesi Kuruma ulaştığı an veya inşaatın bittiği dışsal yollarla tespit edildiği an, bu tarih ünitelerce işyeri tescil kütüğüne derhal işlenmeli ve Kurumun altyapısında zaten var olan “KKÇ” işlemi proaktif bir sistemsel blokaj aracına dönüştürülmelidir.

Bilindiği üzere, geçici işyeri dosyalarına ait e-Sigorta şifresinin çalınması veya kötü niyetli kullanılması durumunda sisteme yalnızca “işe giriş bildirgesi” verilebilmektedir. Aylık hizmetlerin tahakkuku olan Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi (MPHB) ise ancak işverenin bünyesinde “bağımlı” olarak çalışan yetkili/ruhsatlı meslek mensupları veya dışarıdan hizmet alınan “bağımsız” meslek mensuplarının (SMMM, YMM) şifreleriyle onaylanabilmektedir.

Ünitelerce tescil kütüğüne iş bitim tarihi işlendiği an KKÇ işlemi yapılarak sistemin kilitlenmesi sağlanmalıdır. Bu sayede; hem e-Sigorta şifresiyle yapılabilecek yetkisiz “işe girişler” hem de yetkili meslek mensuplarının şifreleri üzerinden o dosyaya sehven veya kötü niyetle gönderilebilecek MPHB bildirimleri eşzamanlı olarak engellenmiş olacaktır.

Hırsızı içeride yakalamak umuduyla kapıyı aylarca açık bırakıp binlerce denetmeni yormak mı daha rasyoneldir; yoksa kapıya baştan bir kilit vurup enerjiyi gerçekten peşine düşülmesi gereken büyük ve organize usulsüzlüklere ayırmak mı?

Ramazan Amca’ya dönersek, kapı kilitlendiğinde o nöbetini doğru dosyadan huzurla tutar, denetmen de gerçek şüphenin peşine düşer. Sayıştay eleştirisini karşılamak meşru bir hedeftir, yeter ki yöntem hedefi gölgede bırakmasın. ■

açık kapıda hırsız beklemek1